TÜRK DÎNÎ MÛSİKÎSİNİN ŞÂHESERLERİ MEVLEVÎ ÂYİNLERİ - Blog - MEKDER Mevlana Eğitim ve Kültür Derneği

İçeriğe git

Ana menü:

TÜRK DÎNÎ MÛSİKÎSİNİN ŞÂHESERLERİ MEVLEVÎ ÂYİNLERİ

Yayınlayan içinde Yazarlarımız ·
Bugünkü yazımızın konusu , bir aşk meclisi olan “Mevlevî âyini(mukâbelesi)ne eşlik eden ve Kutbunnâyî Şeyh Osman Dede’nin “Mi’râciye” adlı eserinden sonra uslup ve melodik yapı bakımından dinî mûsikimizin en büyük eserleri sayılan “Mevlevî Âyinleri”dir. Mevlevî âyini ,”sema” ve “mukabele-i şerîf” de denilen ,Mevleviyye tarîkatında yapılan toplu zikri ifade ettiği aynı zamanda bu zikir esnasında okunmak ve çalınmak üzere bestelenmiş dînî mûsiki eserinin ve formu (şekil)nun da adıdır.

–Mevlevî Ayinlerin Güfte Özellikleri–

Mevlevî âyinlerin güfteleri genellikle Mevlâna Celâleddin-i Rûmînin Mesnevî-i Şerif ,Divân-ı Kebir ve Rubâiyyât adlı eserlerinin gazeliyat ve rubâiyyât bölümleriyle zaman zaman Sultan Veled ve Ulu Ârif Çelebinin bazı manzumelerinden meydana gelmekte ise de bu durum , âyin güftelerinin Farsça dışında bir dilden olmayacağı anlamına gelmemektedir.Zira elimizde ayinlerde kısmen Şeyh Gâlip ,Dîvâne Mehmed Çelebi ,Ahmet Eflâki , Şâhidi vb. gibi ünlü melevî şairlerinin Türkçe beyit ve dörtlükleriyle bazı Arapça manzumelere rastlanmaktadır.Ancak günümüze kadar gelmiş olan Mevlevî âyinleri repertuarı göz önüne alındığında, Mevlâna’nın güfteleri dışında sadece Arapça veya Türkçe şiirlerle bir âyinin bestelenemeyeceği gibi bir kaidenin yerleşmiş olduğunu görmekteyiz. Nitekim 19. yüzyıl bestekarlarından Hâşim Bey’in , 3. selamın “Ey ki hezâr aferin” ve 4. selamın “Sultânı menî “ diye başlayan kıtaların dışında bütün güftesini , geleneğe aykırı olarak Beşiktaş Mevlevîhanesi şeyhi Hasan Nazif Dede’nin şiirleinden seçtiği sûzinak makamındaki Mevlevî âyini ,Beşiktaş Mevlevîhanesi’nde okunduktan hemen sonra Mehmed Saîd Hemdem Çelebi tarafından yasaklanmış, ayrıca böyle bir ayini okunmasınasına müsaade ettiği için Şeyh Nazif Dedeye bir tekdirnâme gönderilmiştir.
Âyinlerde güftelerin mısra sonları, şiirin veznine ve kullanılan usule uygun “hey hünkâr-ı men, ra’nâ-yı men , sultân-ı men , cânân-ı men, mahbûb-i men , makbûl-i men ,ah,dost vd.” gibi bir çeşit lafzî terennüm sayılabilecek kelimelerle zenginleştirilmiştir.

–Mevlevî Âyinlerinin Beste Özellikleri–

Bir mûsikî formu olarak Mevlevî âyinleri,’’âyinhanlar’’ ve ‘’ saz topluluğunun’’ yani ses ve sazın ortaklaşa icrasından ibarettir.
Her birine ‘’selâm’’ adı verilen dört meydana gelen Mevlevî âyinlerinin çoğunun başında çalınan peşrev ile son peşrev ve son yürük semailer âyin bestekarının kendisinin değil başka bestekarların eserleridir. Âyinin başında yapılan baş taksim ve çalınan peşrevle sondaki peşrev, son yürük semâî ve son taksim ‘’mutrıp’’ tarafından gerçekleştirilir. Ayrıca ayinin sözlü kısmının içinde zaman zaman yer alan saz terennümleri, âyinhanları kısa süre de olsa dinlendirmeyi amaçlar.

Mevlevî âyinlerinde belirli usûller kullanılır: peşrev, devr-i kebir; 1. selâm devr-i revân, ağır düyek, düyek; 2. ve 4. selâmlar ağır evfer; 3. selâm ise ilk dörtlüğünde devr-i kebir, nadiren frenkçîn (çok az da olsa evfer, düyek, evsat, darb ve devr-i hindi), saz terennümleri de aksak semâî usulü ile ölçülmüştür. Bu selamda Ahmed Eflâki’nin Sultan Veled hakkında kaleme aldığı ‘’Ey ki hezâr aferin, bu nice sultan olur’’ mısrasıyla başlayan ve bütün âyinlerde  tekrarlanan Türkçe iki beyitlik bölümden sonra Farsça olarak devam eden diğer dörtlüklerde gittikçe hızlanan yürük semai usulü kullanılmıştır. Âyinin en uzun bölümü olan bu selâmda eseri monotonluktan kurtarmak için çeşitli usullere yer verilmiştir. Son peşrev düyek veya
sofyan usulüyle ölçülmüş olup son yürük semâî oldukça hızlı bir şekilde vurulur. Mevlevî âyinlerinde usuller kudümzenler tarafından ‘’ velveleli’’ olarak yani zamanları daha küçük parçalara ayırmak suretiyle vurulur.
Semâzenlerin durarak birbirini selamlamalarının ardından tekrar devam eden selâmların süreleri farklıdır. Genel olarak Mevlevî âyinlerinin 1. selâmları orta uzunlukta, çoğunlukla bir bazen iki kıt’adan meydana gelen 2. selâm kısa 3. selâm en uzun, 4. selâm ise en kısa olanıdır.

Bir Mevlevî  âyini icrasını şu ana başlıklarla özetleyebiliriz:

Okunacak âyin-i şerîf bestesi içerisinde bulunmamakla birlikte, her âyinin başında okunması gelenek haline gelen, güftesi Hazreti Mevlâna’ya, bestesi Buhûrizade Mustafa Itrî Efendi’ye ait rast makamındaki “na’t”ın okunması,
Okunacak âyin-i şerifin makamında neyle uzunca yapılan ‘’baştaksim’’,
Aynı makamda dört haneli bir ‘’peşrevin’’ çalınması,
Neyzenbaşının yaptığı kısa ‘’taksim’’,
Dört selâmdan oluşan ‘’ayin-î şerîfin’’ okunup çalınması,
‘’Son peşrev’’ ve ‘’son yürük semâî’’nin yürükçe icrası,
Ney veya başka bir sazla kısaca yapılan ‘’son taksim’’.

–Niyaz Âyini–

Bazen, icra edilen ayinin sonlarına doğru şeyh veya tarikat mensubu can, derviş yahut mukâbeleyi seyreden ziyaretçilerden biri, ‘’Nezr-i Mevlâna’’ denen dokuz veya dokuzun katlarından oluşan bir miktar parayı semazenbaşıya gönderir. ‘’Niyaz’’ adı verilen bu paranın teslimi ile, o an yaşamakta olan manevi neş’enin devamı arzu edilmektedir. Son selam bitmeden kudümzenbaşının kudümü üstüne bırakılan bu niyaz üzerine, son peşrev çalınmadan neyzenbaşının kısa bir segah taksimini takiben ‘’niyaz âyini(mukabelesi)’’ başlar. Niyaz âyini önce devr-i revân usulündeki:

‘’Şem’-i rûhuna cismini pervâne düşürdüm
Evrâk-ı  dili âteş-i sûzâne düşürdüm
Bir katre iken kendimi ummane düşürdüm
Takrir edemem derd-i derunun elemim var
Mevlâ’yı seversen beni söyletme gamım var’’

mısralarından ibaret olan ilâhi ile başlar ve bunu:

‘’Dinle sözümü sana direm özge edadır
Derviş olana lazım olan aşk-ı Hüdâ’dır
Âşıkın nesi var ise maşûka fedâdır
Sema safâ câna safâ ruha gıdâdır

 Aşk ile gelin eylenelim zevk u safâyı
Göklere değin ir görelim huy ile hâyı
Mestane olup depredelim çeng ile nâyı
Sema safâ canâ safâ rûha gıdâdır

 Ey sofu bizim sohbetimiz câna safâdır
Bir cur’amıza nuş edegör derde devâdır
Hakk ile ezel ettiğimiz ahde vefââdır
Sema safâ câna safâ ruha gıdadır

 Aşk ile gelin tâlib-i cûyende olalım
Şevk ile safâlar sürelim zinde olalım
Hazreti Mevlâna’ya gelin bende olalım
Sema safâ câna safâ ruha gıdâdır’’

mısralarından meydana gelen ‘’yürük semai’’ usulündeki ilahi takip eder. Güftekarı ve bestekarı bilinmeyen bu eserlerden sonra hızlıca çalınan yürük semai usulündeki bir saz terennümü ve çoğunlukla neyle yapılan son taksimle niyaz ayini tamamlanır.

–Mevlevî Âyini Bestekârlığı–

Başladığı makam ismiyle anılan Mevlevî âyinleri bestekarlık tekniği bakımından başlıca dört grupta incelenebilir:
Başından sonuna kadar aynı makamda bestelemeler,
Başladığından farklı bir âyinin bölümleriyle son bulanlar,
Farklı makamlarda seyrettikten sonra başladığı makamda bitenler,
Başladığından farklı makamda sona erenler.

Besteleri günümüze ulaşmış âyinlerin en eskileri, bestekârları bilinmeyen ve ‘’beste-i kadîm’’ adıyla anılan dügah, hüseyni ve pencgah makamlarındaki ayinlerdir. Bestekârı bilinen ilk Mevlevî âyini ise Edirne’li Köçek(kuçek) Derviş Mustafa Dede(XVII. yüzyıl)’nin bayati makamındaki âyinidir. Bunları, besteleri kaybolanlarla birlikte , XVIII. yüzyılda 13; XIX. yüzyılda 45 âyin takip eder. XX.  yüzyılın ilk çeyreğinin sonunda tarikatların yasaklanmasına rağmen Mevlevî âyini bestekârlığı bir sanat faaliyeti olarak devam ettirilmiştir. Bu yüzyılda Hüseyin Sadettin Arel’in 47 makamdan 51 ayini de dahil edilirse tesbit edilebilen ayin sayısı 91’e ulaşmaktadır.

Türk mûsikîsi tarihinin önde gelen pek çok mûsikîşinasının âyin bestekârları arasında yer aldığı görülmektedir. Bu bestekârlardan büyük kısmının sadece 1 âyin, üçte birinin 2-3 âyin besteledikleri dikkati çekmektedir. Hüseyin Sadettin Arel dışında 3’ten fazla âyin besteleyen mûsikîşinaslar ise şunlardır:
Hâmâmizade İsmail Dede (XIX. yüzyıl, 7 âyin)
Zeki Atkoşar (XX. yüzyıl, 6 âyin)
Eyyubi Zekai Dede (XIX. yüzyıl, 5 âyin)
Kutbünnâyî Şeyh Osman Dede (XVIII. yüzyıl, 4 âyin)
Cinuçen Tanrıkor (XX. yüzyıl, 4 âyin).

     Mevlevî âyini bestelerinin günümüze ulaşmasında, özelikle Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasını takip eden yıllarda Dârülelhan (sonraki yıllarda ismi ‘İstanbul Belediye Konservatuarı’) bünyesinde başlayan nota neşriyatının önemli bir payı vardır. Dârülelhan’ da kurulan ve Rauf Yekta Bey, Suphi Ezgi, Zekâizade Ahmed Irsoy, Ali Rifat Çağatay ve Mesut Cemil’den meydana gelen ‘Tarihi Türk Musikisi Eserlerini Tesbit ve Tahkik Komisyonu’ tarafından tesbit edilen 41 adet âyinin neşredildiği bu çalışma (Türk Mûsikîsi Klasiklerinden Mevlevî Âyinleri, İstanbul 1934-1939) bu konuda atılan en ciddi adımdır. Bu dönemin ardından uzun süre Mevlevî âyini neşredildiği ikinci yayım(Mevlevî Âyinleri, Konya 1979) bu konuda yapılan son neşriyattır. Ancak yapılan bu iki neşir arasında dikkat çekici farklılıklar bulunmaktadır. Yukarıda sözü edilen âyin sayısı göz önüne alındığında, yapılan bu neşriyatlarla tesbit edilen âyin repertuarının ancak üçte biri kadarının notasının yayımlanabildiği ortaya çıkmaktadır. Bundan sonraki dönemlerde, Mevlevî âyini repertuarına yapılacak muhtemel ilavelerle, dini mûsikîmizin bu büyük formunun önemli ölçüde zenginleşeceği muhakkaktır.

KAYNAKLAR

Sadeddin Nüzhet Ergun, Türk Mûsikîsi Anatolojisi, İstanbul 1943, c.2, s.405-407, 636-638
Halil Can, ‘Mevlevî Âyini’, Hazreti Mevlâna ve Mevlevî Âyinleri:1, İstanbul 1969, s.17-27
Cinuçen Tanrıkorur, ‘Osmanlı Mûsikîsinde Mevlevî Âyini Besteciliği’, Osmanlı, Ankara 1999, c.10, s.707-721
Cinuçen Tanrıkorur, ‘Ayin (Mûsîki)’, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, c.4, s. 251-252
Nuri Özcan, ‘Mevlevî Âyini’, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, c.29, s. 464-466

Yrd. Doç. Dr. Nuri ÖZCAN




© 2016 MEKDER
İçeriğe dön | Ana menüye dön